15 Ağustos 2017 Salı

Eski Sevgili Yeterince Eski Mi? - Ayşe Nesrin


Kitap Adı: Eski Sevgili Yeterince Eski mi?
Yazar: Ayşe Nesrin
Yayınevi: Artemis Yayınları
 Sayfa Sayısı: 115
Basım: Ocak 2010


Bu mini kitap, kitap alışverişlerimin birinde hediye olarak gelmişti. Neymiş, ne değilmiş diye olduğum yerde karıştırırken okumaya başladım. Ve bitiriverdim. Minicik zaten.

Öncelikle bana göre kitabın adının kesinlikle kitapla bir alakası yok. Eski Sevgili Yeterince Eski mi? deyince ayrıldık ama bir şeyler bitmedi hissi veriyor. Ama hayır. 
Kapattığımda ben bu kitabı neden okudum diye düşünüverdim çünkü çok sıradan bir ilişki okudum. Hani bir arkadaşınız gelip size biriyle nasıl tanışıp sevgili olduğunu anlatıyor gibi bir his. Sıfır heyecan, sıfır merak. Karakterlere de olaylara da karşı içimde hiçbir şey uyanmadı. 

Normalde minik kitap mantığını severim. Kapak müthiş olmasa da ortalama seviyede. Burada da sıkıntı yok. Ancak sayfa aralarındaki tiyatro simgeleri ancak bu kadar itici olabilirdi. Ki ben o simgeyi pek sevmem de, yani burada kitaba suç bulmuyorum. Ve konuya da uyuyor. 


Konudan da kısaca bahsedersek, üniversite öğrencisi Esra'nın tiyatro çalışmaları sırasında tanıştığı ve bu dalda çalışan Murat'la ilişkisi anlatılıyor. Pek sıradan da ilerliyor. 

Soruyorum kendime; bana bu kitaptan ne kaldı?

Dipnot: Kitabı siparişten çıkan itici ayraçla okuyup içinde bırakıverdim. 

Sevgiler :*

 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

27 Temmuz 2017 Perşembe

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury


Kitap Adı: Fahrenheit 451
Yazar: Ray Bradbury
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: İthaki Yayınları
 Sayfa Sayısı: 238
Basım: 2. Baskı: Haziran 2007



İlk olarak lisede okuduğum bu kitap ikinci okumamda da beni aynı şekilde etkilemeyi, düşündürmeyi başardı.
Klasik distopyaları ve klasik bilim kurguları apayrı severim. Yıllar önce yazılmasına rağmen günümüze o kadar güzel ışık tutup mesajlar yolluyorlar ki. 
Kitaptaki birçok şeyin yaşanabileceğini, bir kısmının da kısmen yaşanmaya başladığını rahatça görebilirsiniz. 

Bir devir düşünün ki itfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil, çıkarmak. Daha doğrusu kitap yakmak! Kitap adını zaten kağıdın yanma derecesi olan Fahrenheit 451'den alıyor. 




İnsanları televizyon izlemeye, her geçen gün daha geniş ekranlı televizyonlar almak için borca girmeye teşvik eden bir yaşantı. Kitap okumanın gereksiz görüldüğü, hatta yasak olduğu; yaya gezmenin, insanlarla sohbet etmenin, yüzünü yağmura dönmenin garip kaçtığı bir dünya. Hayatın içindeki ayrıntıları yakalayamadan; hızlı, acele, yüzeysel yaşanan, koşturma içinde bir yere yetişmeli. 
Hazır bilgilerle doldurulan, düşünülmeden geçen mutsuz ömürler. Kaldı ki mutluluk bile sorgulanan bir şey değil. 

O zamanlar distopya olarak yazılmış bu eserin bazı kısımları günümüzde artık geçerli. İnsanı dehşete düşüren bir durum. 

****

Kitabın konusundan bahsetmemişim. 
İtfaiyeci Guy Montag otuzlu yaşların başındaydı. Evliydi ve kitap yakıyordu. 
Bu yaşamı sorgulamak Clarisse ile tanışana kadar aklına bile gelmemişti. 17 yaşındaki olgun kişilik, Clarisse Montag'a daha önce hayalini dahi kurmadığı gerçeklerin kapısını açacaktı. 

Kitapların yakılmadığı, okunduğu; itfaiyecilerin yangın çıkarmak yerine söndürdüğü bir devir hiç olmuş muydu?


Sizi sorgulamaya iten bir distopya okumak isterseniz tavsiye ederim. 
Ayrıca kitabın başında yazarın bu kitabın konusunu nereden ilham aldığı, yazmaya nasıl karar verdiğiyle ilgili kendi ağzından bir de ön söz bulunuyor. O kısmı da ilgiyle okudum. 

Sevgiler :* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar




Distopyaları severim. Zaten bu etkinliği yapmamızın nedeni grupça bu türü sıkça okumamız. 

Ütopyadansa distopya tarzı kitapları okumak, bu konuda film/dizi izlemek bana daha cazip gelir. Okuduğum tüm ütopyalarda kendimce bir kusur, aksaklık bulmuşken; her şey bir türlü mükemmel olamazken distopyalardaki baştan aşağı bozuk düzen insanı kendine çekiyor. 

Gerçek hayatta bir ütopyada yaşamayı tercih edecekken kitaplarda okumak nedense beni esnetir, sıkıcı gelir. Distopyalarda insanın hem yıkıcı, hem de buna karşı çıkanlar sayesinde yapıcı gücünü bir arada görmek değişik bir his uyandırıyor. Bu tür 
çelik bir bıçağın yüzeyi kadar soğuk ve keskin, heyecan vericidir. İnsanoğlu işte hepimiz bir parça dram ve kaos olmadan yapamıyoruz. Oğuz Atay'ın da dediği gibi "Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor." 
İşte bunu en iyi hissettiren şeylerden biri de kitaplar. 

Bildiğiniz gibi distopyalar geleceğe dair olası, kötü bir senaryodur. 
Bu senaryoyu da oluşturmanın bir çok yolu olabiliyor. 
salgın hastalıklar, totaliter rejimler, zombi saldırıları, uzaylı istilaları, suyun/havanın tükenmesi, insanların dünyayı terketmek zorunda kalması, göktaşları, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri, teknolojinin insanları ele geçirmesi... 

En çok rastladıklarımızdan biri ise totaliter rejimdir, diktatör rejim de diyebiliriz.

Burada sınıf ayrımını ve bu sınıfların hiyerarşik bir şekilde sıralanmasını; yani kast sistemini de açıkça görürüz. Fakir daha fakir, zengin daha zengindir. Ve alt sınıfta olanlar rahatça sömürülüp gözden çıkarılabilir. Yani toplumun yükünü çekenler en çok kazananlardır. 

Baskıyla ya da alt tabakayı türlü vaadlerle kandırmak suretiyle yönetilirler. Ve genelde okuduğumuz bu rejime karşı çıkanların mücadelesidir. seçilmiş kişi/kişilerdir bunlar. Her ne kadar filmler/diziler, kitaplar bu durumun seçilmiş kişiler aracılığıyla değiştirilebileceğini pompalasalar da bazen gerekli olan sadece toplumun bunu istemesidir.

Bu konuyu temel alan kitaplardan bahsetmek gerekirse;


#1 Açlık Oyunları

Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım. Bir dönem hem kitaplarıyla, hem de filmleriyle epey popülerdi. Ve güzel de bir seriydi.

 Eskiden Kuzey Amerika'nın olduğu yerde Panem diye bir devlet var. Devletin merkezi bir nevi asillerden oluşan Capitol. Buradaki herkes her türlü hakka sahip bir tür üst sınıf... 

Bir de mıntıkalar var. Toplamda 12 mıntıka var. Her mıntıkanın uzmanlaştığı bir alan var. Balıkçılık, tarım gibi... Eskiden 13. mıntıka da varmış, ancak daha önce mıntıkalarda oluşan ayaklanmada 13. mıntıka tamamen yok edilmiş. Ve her yıl bunu anmak için her mıntıkadan bir kız, bir erkek Açlık Oyunları'na katılıyor. Ölümüne bir oyuna...    

                                                               
seriye dair yorumum için TIKTIK!



#2 Kızıl Yükseliş - Pierce Brown

Bu kitap benim okuduğum son zamanlarda okuduğum en iyi distopyalardan biriydi. 
İçinde bir parça bilimkurgu da olan heyecanı yüksek bir seri. 




#3 Fahrenheit: 451 - Ray Bradbury

Bu kitap benim Okuma Etkinliği'miz için tekrar okumaya karar verdiğim kitap. Ayrıntılı yorumum gelecek. Kitapların yakıldığı bir gelecekte geçiyor. 



#4 George Orwell 

George Orwell politik eleştiri konusunda güçlü bir isim. 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli kitapları zaten kültleşmiş durumda. Okunması gerekenlerden. 



#5 Kül - Shani Petroff & Darci Manley

Yine aynı temayı alan bu kitabın yorumunu One Better Day'den okumak için TIKTIK!

---

Bu konuda bahsedilebilecek hem klasik, hem güncel birçok kitap var. Birkaç örnek vermekle yetiniyorum bu kez

Sevgiler :*
 

Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!
x

20 Temmuz 2017 Perşembe

Okuyan Kızlar Kulübü Distopya Okuma Etkinliği



Herkese merhaba!!
OKK ve can dostlarımız ile beraber bir okuma etkinliği düzenleyelim dedik. Hepimizin sevdiği bir tür olan "distopyayı" seçtik.  4 gün sürecek olan etkinliğimizde hem distopya üzerine yazılar yazacağız hem de her birimiz seçtiğimiz kitapları okuyup, yorumlayacağız. 


Benim seçtiğim kitap yıllar önce okuduğum, tekrar okumak istediğim ve bu türde akla ilk gelen kitaplardan biri olan: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Kitabın konusu ise şöyle: 


Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek... Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.



Etkinlik Takvimi


20.07.2017
Duyuru - Tanıtım


21.07.2017
Kitap Tutkusu - Sevdiğim ve Sevmediğim Distopya Karakterleri
Fighting!! -  Distopya Türünden Uyarlanan Filmler ve Okuyucu Tepkileri


22.07.2017
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Distopik Kitaplarda Diktatör Rejim Olgusu ve Bu Konuyu Ele Alan Kitaplar
Fighting!! - OKK'nin Distopya Kitap Önerileri


23.07.2017
Kitap Tutkusu - Kızıl Yükseliş/Pierce Brown
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Fahrenheit 451/Ray Bradbury
Fighting!! - Labirent:Ölümcül Kaçış/James Dashner
One Better Day - Kül/Darci Manley
Evil'in Dünyası - The 100/Kass Morgan




Etkinliğimize katıldıkları için One Better Day ve Evil'in Dünyası'na çok teşekkür ederiz. 

Etkinliğimize herkesi bekleriz.^^





13 Haziran 2017 Salı

Aromalı Türk Kahveleri (Dağ Çilekli, Gül Lokumlu, Karamelli)


Merhabalar, 
Artık rahatça ve bolca yazarım diye düşünürken eski kabuslarımdan biri tekrar hortladı ve klavyemin bazı tuşları menfi bir olay sonucu çalışmaz oldu. Yakın zamanda tamire gidecek. 
Ve taslaklar üzerinden gideceğim sanırım bir süre. 

Sade Türk kahvesini pek bir severim. Aromalı kahveleri de. 
One Better Day sağolsun bana bazı aromalı Türk kahveleri göndermişti. 

Onlarla ilgili fikirlerimden bahşedeyim dedim. Daha önce damla sakızlı Türk kahvessevgimden ŞURADA bahsetmiştim. 

Gelelim denediklerime;


Karamelli Türk Kahvesi
Tam bir karamelseverim. Ama böyle alttan yanık gibi bir tat&acılık gelenlerden hiç hoşlanmam.
Bu kahveyi ilk denediğimde vasatla ortalama arası gibi gelmişti. O acılığı sanki hissetmiştim. Ancak ikinci denememde tadı oldukça iyi geldi ve o gün bu gündür içiyorum. Hayatımın kahvesi, onun için ölür ve öldürürüm diyemem ama iyiymiş. Severek içiyorum.



Dağ Çilekli Türk Kahvesi
İşte burada bahsedeceğim kahveler içindeki favorim. Buram buram, mi gibi bir çilek kokuşu. 
İlk biten de buydu, ailecek çok beğendik. 



Gül Lokumlu Türk Kahvesi
Ağzınızda ikram edilmiş lokumla kahvenizi yudumlamış gibi bir tat. Pek nostaljik, pek tatlı. 
Vazgeçilmez bir tat değildi ama bunu da severek içtim. 

* * * *

Sonuç olarak ben bu aroma işini pek bir sevdim. Türk kahvesine çikolata kreması, çikolatanın kendisi, soda gibi şeyler katmayı tercih etmem ama aromalar sevilesi. 
Bir de dikkatimi çeken minik bir detay eklemem gerekiyor. Bu tarz aromalı kahveleri uzun süre bekletmeden tüketmek lazım. Bekledikçe aromasını kaybediyor. 

Sevgiler :* 

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

25 Mayıs 2017 Perşembe

Minik Alışveriş, Minik Kitaplar


Bir önceki yazımda blog ikizim Kitap Tutkusu ile buluşmamızdan ve yeni denediğimiz Kore restoranından bahsetmiştim. (Okumak için TIKTIK!)
Ki bu buluşma 8 Nisan'da olmuştu. O gün ayrıldığımızda neden hiç bilmiyorum şu İstanbul ürünleri satan klasik dükkanlardan birine girdim. Metro girişindekine. (Aslında daha önce denediğim sabunlara bakıyordum.)
Derken yukarıda resmini gördüğünüz standa denk geldim. Minicik basılmış Türk ve Dünya klasikleri vardı. Çok şirinlerdi. 

Biraz içimi dökmem gerekirse bu konuda; ben zamanında Türk ve Dünya klasiklerini neredeyse hatmettim. O yüzden şu sıralar yayınevlerinin sürekli ve karton/cilt/bez gibi şekillerde klasikleri yeniden yeniden basmaları şimdilik beni heyecanlandırmıyor. İleride ne olur bilmiyorum tabii ki. Bu yarışın klasik sevmeyen okura klasikleri gerçekten sevdireceğini umuyorum sadece. ^_^



Standın önünden hiçbir şey almadan geçemedim bir türlü. O yüzden tercihimi Stefan Zweig'den yana kullandım. 2 kitapla çıktım dükkandan.
Kitapların baskısını, sayfa yapısını beğendim. Rahat okunacağını düşünüyorum. 


İlki klasik basmaya başlayan yayınevlerinin ilk tercihini, basmayanı dövüyorlar kategorisinden Satranç. :)


Resmin üzerine tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 


Diğer kitap ise Bir Kadının Yaşamından 24 Saat. 



Aynı şekilde bu resme de tıklayarak konuyu okuyabilirsiniz. 

Üzerinden zaman geçmesine rağmen bu minik alışverişten bahsetmeden edemedim.
Sevgiler :*

 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!

7 Mayıs 2017 Pazar

Tebek Korean Restaurant


Merhabalar,
Ne zamandır buluşma yazısı yazmıyordum. Aslında atladığım birçok buluşma oldu. 
Bunu yazma nedenim ise bu kez farklı bir Kore restoranı denemiş olmamız. :)
Bu buluşma 8 Nisan 2017'de gerçekleşti ancak bir ay sonra yazabiliyorum -_-

Şimdi biraz geriye dönüş yanisi flashback -_- yapacağız. 

Daha önceki Kore restoranı yazılarımı okuduysanız genelde Taksim Korean restorana gittiğimizi biliyorsunuzdur. Ancak bir, hatta uzunca bir süre önce orası kapandı. 

Kapanış nedenine dair bilgim şu şekildeydi. Dükkan sahibinin kiraya zam yapması, karşılığında restoran sahiplerinin yemeklere zam yapması ki son gidişlerimizde bunu hissetmiştik Kitap Tutkusu ile. Sonuç olarak müşteri kaybı ve kapanış.

Bu kez nereye gidelim diye düşünürken aklıma adını duyduğum ama daha önce gitmediğimiz Tebek geldi. Daha önce Gaya'ya, Sultanahmet'teki Seoul restorana gitmiştik. Eğer bulamazsak ya da bu da kapanmışsa Gaya'ya gideriz diye düşünüyorduk. Ama kapanan restoranın azıcık ilerisinde bulduk. Kendisi Taksim Lion otelin tam karşısında. 


Genelde burayla ilgili gördüğüm yorumlar yemeklerinin güzel mekan dekorasyonunun kötü olduğu yönündeydi. 
Mekan hayallerimin dekorasyonuna sahip diyemem ama beni rahatsız edecek bir şey yoktu. Bir evin salonundaymışız gibi hissettiğim oldu arada ama olumsuz hiçbir duygu yaşamadım. Hani vardır ya, İstanbul'un turistik yerlerinde bambaşka bir İstanbul vardır. Tüm dükkanlarda. Normalde her restoranın öyle olmadığını bilirsiniz, turistleri eğliyorlar dersin. Sonuçta işin raconu bu. 
Gaya ve Taksim Korean'da bir Kore restoranındaymış havasını yakalıyordunuz. 
Sultanahmet Seoul'de biraz pideci tarzı vardı. 
Burası ise normal bir restoran havasında. Amanın da  hanboklu garsonlar hizmet etsin bize gibi bir beklentim olmadığı için dekorasyon da benim için normaldi. 


Bu kez yeni bir şey söylemedik. Özlediğimiz standart menümüzü söyledik. Tabii önce mezeler geldi. Sağdan sola sıralarsam, 
Kimchi: diğer yerlere göre daha acıydı, ama bana uyar, sadece ikisim fazla acı sevmez. 
Kabak mezesi: Her zamanki gibi güzeldi. Sadece azıcık tuzluydu. Bak, bu konuya değineceğim. 
Ispanak mezesi: Oldukça lezzetliydi. 
Salatalık Kimchisi: Bu da çok güzeldi. 
White Kimchi de denen acısız kimchi: Bu tam ikizimlikti. Baharatsız acısız. Oldukça güzeldi. 
Yumurta Rulosu: Bu bizi şaşırttı. Çünkü sıcacıktı. Diğer yerlerde buz gibi gelmişti. Bayıldık. 
Patates Mezesi: Bu da diğer denediklerimize göre daha güzeldi. 

Kısacası mezeleri genel olarak beğendik. Bir kısmı daha önce gittiğimiz yerlerde denediklerimize göre güzeldi. Servis takımını da beğendik bu arada. 




Standart menümüze gelince, ilk olarak Kimchi Jjigae. Bu genelde menümüzün vazgeçilmezlerinden biri. Çok beğendik. Yine ister istemez daha önce denediklerimizle karşılaştırdık. Bu biraz daha güzeldi diyebilirim. 


Vazgeçilmez 2, Kimbap. Bunu da çok beğendik, buz gibi olmaması da güzeldi. Ama biraz tuzluydu. İşte bu bize biraz enterasan geldi. Türk damak tadına uyum sağlaması için biraz tuz atıyor olabilirler. İlk kez deniyor olsak belki gözümüze batmazdı ama biz tuzsuz bir beklentiyle yediğimiz için bize tuzlu geldi. 




Ve son olarak Japchae. Bunu da beğendik. Diğer yediklerimizden farkı içinde farklı malzemeler de olmasıydı. Güzeldi. 


Sonuç da bu şekildeydi. 

Bir ara blog ikizimle sohbet ederken konu diğer restoranın kapanma muhabbetine denk gelmişti, ben de yukarıda bahsettiğim kısmı ona naklettim derken tanıdık bir yüz gördük. Diğer restorandan tanıdığımız garson abi burada çalışmaya başlamış. Diğer restoranın kapanış nedenini kendisi de doğruladı. Tamamen kapandığını söyledi. Kimbilir belki bir gün başka bir yerlerde açılır yine. 
Kaldı ki burası abinin eski patronunun yeriymiş. 

Kapıdan girdiğimde fark ettiğim şeylerden biriydi bu. Diğer yeri de bir ajumma işletiyordu, burada da bir ajumma vardı. Bunun esprisini yapmıştık, hoşumuza gitti yani. 




Tuz meselesini geri bildirim olarak söyledik bu arada. Çok skandal bir şey değildi, hafif bir tuzdu zaten. 

Bir de diğer yerde büyük boy su isteyip birlikte içiyorduk. bu gez iki ayrı minik su geldi ki cam şişe olanlardan. Büyük boy su sanırım yoktu. Bize yetmedi pek. :)

video


Bunu çekmeyi sevdiğim için çektim sadece :p 

Oradan kahve içmeye gittik. İkizim ısmarladı. :) 
Esprisini yaptığımız bir durum vardı. Yatırım amaçlı ısmarladı; bir ısmarlayıp bin almak için :D 

Genel olarak; 
Restoranı, yemekleri, fiyatları beğendik. Fiyatlar genele oranla normal/uygun gibiydi. 
Biraz tuz ve su olayı ufak olumsuzluklardı. 
Mezelerin sıcak gelmesi çok hoşumuza gitti. 

İkizimin eklemek istediği kısım ise WC'nin çok temiz olduğu ve midesi hassas bir insan olarak yemeklerin ona dokunmadığıydı. 

Kısacası bu deneyimden memnun kaldık. Düzenli gittiğimiz Kore restoranımız artık burası olabilir dedik. 

Sevgiler :*


 


Bu yazıyı "benherneysemo.blogspot.com" dışında herhangi bir blog/forum/internet sitesinde okuyorsanız, şahsımın bilgisi dışında ÇALINMIŞ DEMEKTİR!!!